Referans ve Torpille İşe Girmek | Adam Kayırmak | Rüşvet | Kul Hakkı I Ayrıcalık I Kıyak!!! (YAZILI)

Hud 6.Ve yeryüzünde hiçbir küçük-büyük canlı yoktur ki, rızkı Allah’a ait olmasın. Allah, onun yerleşik yerini de geçici bulunduğu yeri de bilir. Hepsi apaçık bir kitaptadır.

Ankebut 60.Kendi rızkını taşıyamayan nice küçük-büyük canlı da vardır ki onları da, sizi de Allah rızıklandırır. Ve O, en iyi işitendir, en iyi bilendir.

Fussilet 10.Ve O, yeryüzünün içinde sabit dağlar yerleştirdi. Orada bereketler meydana getirdi. Orada araştırıp isteyenler için eşit olarak/ayırım yapılmadan rızıkları dört evrede ayarladı.

Bu ayetler net olarak gösteriyor ki; her canlıyı bizzat Allah rızıklandırmaktadır.

Birinin rızkını çalmak, onun hakkına girmek, işsize imkan vermemek, torpil, rüşvet veya referans ile işe girmek- iş yapmak, sosyal adaleti gözetmemek, adam kayırmak, adam kayıranlara yardım etmek, adam kayıranlara destek olmak…

Bu tür eylemlerde bulunanlar, istisnasız, Yaratıcı’ya güvenmezler. Ahiret inançları yoktur. Ne kadar inandık deseler, dillerinden Allah’ı, Kur’an’ı düşürmeseler de: gerçekte inanmış değillerdir. Bu düşüncelerini davranışlarıyla ortaya çıkarırlar. Mehmet Akif’in de söylediği gibi: Bunların dilinde Hak; ama kalbi dolu put!

Çünkü inançlı insanların özelliği:

Nisa 135.Ey iman etmiş kimseler! Kendiniz, ana-babanız ve yakın akrabanız aleyhine de olsa, Allah için tanıklık eden kimseler olarak hakkaniyeti tümden ayakta tutanlar/ gözetenler olun. İster zengin olsun, ister fakir olsun, bilin ki Allah, ikisine de daha yakındır. Artık adaleti yerine getirebilmek için boş-iğreti arzunuza uymayın. Eğer eğip bükerseniz veya geri durursanız, biliniz ki şüphesiz Allah yaptıklarınızdan haberdardır.

Nisa 58.Şüphesiz Allah, size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle hükmetmenizi emrediyor. Şüphesiz Allah, bununla size ne güzel öğüt veriyor. Şüphesiz Allah, en iyi işiten, en iyi görendir.

   

 

90.Şüphesiz Allah, adaleti, iyileştirmeyi-güzelleştirmeyi ve yakınlara vermeyi emreder; hayâsızlıktan, kötülükten ve azgınlıktan nehyeder. O, düşünüp öğüt alırsınız diye size öğüt verir.(Nahl/90)

 

Nahl 90. Ayetten, yakınların, akrabaların.. korunup kollanması için, torpil, referans kullanma yoluna gidilmesi anlaşılamaz. Kur’an, karşısına dikilir insanın. Bir yerde adaletten bahsedip bir yerde hukuksuzluğu savunmak insanın yanılgısı. Bu nedenle iyi anlaşılmalıdır. Nitekim hak, hakkı olanındır.

Haksızca işe yerleşip, haksız kazanç sağlayanlarla birlikte, bu şekilde haksızca işe yerleştirenler, referans, rüşvet, torpil kabul edenler, hangi statüde, hangi kurumda, hangi makamda…bulunurlarsa bulunsunlar hayatları boyunca kazandıkları haramdır. Rızıklarını böyle iğrenç bir şekilde kazandıkları için, eşlerine, çocuklarına haram yedirirler.

Araştırmacı-yazar Hakkı Yılmaz’ın dediği gibi: Bunu, o torpili yapan da düşünsün, o torpille işe giren de düşünsün! Ve toplum, buna göre de kendini ayar etsin.

Bu konu, şefaat kavramıyla da ilişkilidir. Tanrı’ya dinini öğretmeye kalkan tarikat ve cemaatler, mezhepler vs. ile şefaat-aracılık kelimesi yozlaştırılarak işi adam kayırmacılığa dönüştürmüşlerdir.

 

6,7.Ey iman etmiş kimseler! Kendinizi ve yakınlarınızı, yakıtı insanlar ve taşlar olacak bir Ateş’ten koruyun. Ateşin üzerinde, Allah’a karşı gelmeyen, kendilerine emredilenleri yapan çetin ve kaba görevli güçler vardır. Ey kâfirler; Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddetmiş kimseler! Bugün özür dilemeyin. Siz ancak işlediklerinizin cezasını çekeceksiniz!(Tahrîm/6)

 

Kimse, işe girebilmek için bir başka mevkideki kişiyi tanımak zorunda değildir, zorunda da bırakılamaz, herhangi bir parti üyesi olmak zorunda değildir, herhangi bir partiden birisinin tanıdığı olmak, oradan kağıt getirmek zorunda değildir,  eş dost akraba öğretmen…referansı kullanmak zorunda değildir.

Eğer bilinmediği, görülmediği, hesabının sorulmayacağı düşünülüyorsa;

59.Görünmezin, duyulmazın, geçmişin, geleceğin anahtarları da yalnızca O’nun katındadır. O’ndan başka hiç kimse onları bilmez. Karada ve denizde olanları da bilir O. O bilmeksizin bir yaprak dahi düşmez. Yerin karanlıklarındaki bir tane, yaş ve kuru hiçbir şey yoktur ki apaçık bir kitapta bulunmasın. (En’am/59)

 

Herkes kendi seçimlerini boynuna dolar. Görücü olarak zaten Allah yeterlidir.

Helali haramlaştıranlara DESTEK OLMAYIN! DESTEK OLUYORSANIZ cehennemde yerinizi hazırlarsınız.

Nisa 138,139.Mü’minlerin astlarından, küfre; Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddetmeye sapanları yol gösterici, koruyucu yakın edinen şu münâfıklara, şüphesiz, çok acıklı bir azabın kendileri için olduğunu müjdele! Onların yanında şan ve şeref mi arıyorlar? Oysa şan ve şerefin tümü Allah’ındır.

Zulme uğrayan kişi, bir şekilde rızkını başka bir yerde bulur.

Bu torpil, referans, rüşvet durumunda verilen ve alınan işler ile Allah katında saygın biri olmak arasında bağlantı yoktur. Bu kazançlarla gelinen mevkiler, çalışılan kurumlar birer imtihan aracıdır. İş sahibi olmaları, kazançlarının iyi gitmesi, her şeyin yolunda gözükmesi onları yanıltan bir durum. Kur’an’ın öğütleri:

Zümer 49.İşte, insana bir sıkıntı dokunuverince Bize yalvarır, sonra kendisine tarafımızdan bir nimet bahşettiğimiz zaman da: “O, bana bir bilgi üzerine verildi” der. Aslında verilen nimetler, bir imtihan aracıdır. Velâkin onların çoğu bilmezler.

50.Gerçekten “O bana bir bilgi üzerine verildi” sözünü, bunlardan önceki kimseler de söyledi de o kazandıkları şeyler, kendilerine yarar sağlamadı.

51.Sonunda kazandıkları şeylerin kötülükleri, kendilerine isabet etti. Şunlardan şirk koşarak yanlış; kendi zararlarına iş yapmış olan o kimseler; onların da kazandıkları şeylerin kötülükleri kendilerine isabet edecektir. Ve onlar âciz bırakanlar değildir.

52.Hâlâ, şüphesiz Allah’ın, rızkı dilediğine yaydığını ve ölçülendirdiğini bilmediler mi? Şüphesiz bunda iman edecek bir toplum için kesinlikle nice alâmetler/göstergeler vardır.

 

 

Kimse,

2 rekat namaz kıldı, dua etti diye, Kur’an okudu diye, Allah dedi diye, camiye gitti diye, kimsenin onursuzluğunu, şeref yoksunluğunu, hakka tecavüzünü, insan kayırmasını, adaletsizliğini görmezden gelmemelidir. Rızk Allah’ındır, Allah dağıtmıştır. Bunlar her canlının doğal hakkıdır.

Ve kimse de, birilerinin rızası olacak diye, birileri emretti diye referans, torpil yapmak, rüşvet almak zorunda değildir. Amirleri ilahlar edinmek yanlış bir yoldur. Sorgulanamaz değillerdir. Haksızlık görüldüğü yerde bile bile durmak, korku psikolojisiyle olur. Bu aynı zamanda tercih meselesi. Var gücüyle Allah’a kaçılması gerekiyor. Allah’a kaçın!

Zümer 36.Allah, kuluna kâfi değil midir? Onlar ise seni, O’nun astlarından kimseler ile korkutuyorlar. Ve Allah kimi şaşırtırsa, artık ona kılavuz olan biri yoktur.

37.Kime de Allah kılavuz olursa, artık onu da şaşırtan biri yoktur. Allah, çok güçlü, suçluyu yakalayıp, cezalandırarak adalet sağlayan değil midir?

 

82.Şu iman edenler ve imanlarına yanlış; kendi zararlarına olan iş giydirmeyenler/ ortak koşma inancı karıştırmayanlar, işte onlar, güven kendilerinin olanlardır. Kılavuzlandıkları doğru yolu bulanlar da onlardır. (En’am/80, 82)

 

Zariyat 50.Öyleyse Allah’a kaçın, Allah’a kaçın!!! Şüphesiz ki ben, sizin için O’ndan apaçık bir uyarıcıyım.

51.Ve Allah ile beraber başka bir tanrı oluşturmayın. Şüphesiz ben, sizin için O’ndan apaçık bir uyarıcıyım.

 

112.Hayır, aksine kim iyileştiren-güzelleştiren biri olarak kendisini Allah için islâmlaştırırsa, işte onun, Rabbi katında ödülü vardır. Onlara hiçbir korku da yoktur ve onlar üzülmezler de. (Bakara/112)

 

Bu durumda bulunan kişiler, olur da bu yazıyı okuyup,  zihinlerini vicdanlarını zorlayan bir sıkıntı hissediyorlarsa ve yaptıkları yanlıştan dönmek istiyorlarsa, ümitsizliğe düşmesinler, samimi bir şekilde yanlıştan vazgeçiş, Allah tarafından karşılıklandırılır; Allah’a yöneliniz, doğruluğu seçiniz.

Fussilet 46.Her kim sâlihi işlerse artık kendi için yapmış olur. Kim de bir kötülük yaparsa, artık kendi aleyhinedir. Ve senin Rabbin kullara hiç mi hiç haksızlık eden biri değildir.

Yunus 44.Şüphesiz ki Allah, insanlara hiçbir şekil ve yolla haksızlık etmez. Velâkin insanlar kendi kendilerine yanlışlar; kendi zararlarına işler yaparak haksızlık ediyorlar.

Zümer 53.De ki: “Ey nefislerine karşı sınırı aşmış olan kullar! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin. Şüphesiz Allah, günahları tümden bağışlar. Şüphesiz O, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.

54.Ve size azap gelmeden önce Rabbinize yönelin ve O’na teslim olun. Sonra yardım edilmezsiniz.

55-58.Ve ansızın azap gelmeden,

 kişinin, “Allah’ın yanında, yaptığım ölçüsüzlüklerden dolayı yazık bana! Doğrusu ben alay edenlerdendim” demesinden

yahut “Allah, bana doğru yolu gösterseydi, her hâlde ben Allah’ın koruması altına girmiş kimselerden olurdum” demesinden

veya azabı gördüğü zaman, “Bana bir geri dönüş olsaydı da ben de o iyilik-güzellik üretenlerden olsaydım” demesinden önce Rabbinizden size indirilenin en güzelini izleyin.”

 

104.Onlar Allah’ın, kullarından tevbeyi kabul ettiğini, sadakaları aldığını ve Allah’ın tevbeleri çokça kabul eden, çok tevbe fırsatı verenin, çok merhamet edenin ta kendisi olduğunu bilmediler mi? (Tevbe/104)

 

110.Kim bir kötülük işler yahut kendi kendine haksızlık eder, sonra da Allah’tan bağışlanma dilerse, Allah’ı çok bağışlayıcı ve çok merhametli bulur.(Nisa/110)

 

145,146.Şüphesiz ki münâfıklar –tevbe edenler, düzeltenler, Allah’a sıkıca sarılanlar ve dinlerini Allah için arıtan kimseler müstesna; artık bunlar, mü’minlerle beraberdirler ve Allah, mü’minlere büyük bir ecir verecektir –, Ateş’ten, en aşağı tabakadadırlar. Sen de onlara bir yardım edici bulamazsın. (Nisa/145, 146)

 

73.Andolsun, “Allah üçün üçüncüsüdür” diyen kimseler kesinlikle kâfir; Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddedenbirileri olmuşlardır. Oysa tek ilâh’tan başka ilâh yoktur. Eğer söylediklerinden vazgeçmezlerse, kesinlikle onlardan kâfirlere; Allah’ın ilâhlığını ve rabliğini bilerek reddetmişolan kimselere acı veren bir azap dokunacaktır.

74.Hâlâ onlar, Allah’a hatalardan dönüş yapmaz ve O’ndan af dilemezler mi? Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir. (Mâide/73, 74)

 

10.Şüphesiz ki inanan erkek ve kadınları ateşlerde işkence edip sonra da tevbe etmeyenler için cehennem azabı vardır, yangın azabı da onlar içindir. 11Kesinlikle inanan ve düzeltmeye yönelik işler yapanlar için altından ırmaklar akan cennetler vardır. İşte bu, büyük kurtuluştur. (Buruc/10,11)

 

Ankebut 4-6.Yoksa kötülük yapanlar, Bizi öne geçebileceklerini/ Bizden kaçabileceklerini mi sanıyorlar? İlke olarak benimsedikleri şey, ne kötüdür! Kim Allah’a kavuşmayı umuyorsa, hiç şüphesiz ki Allah’ın belirlediği zaman kesinlikle gelicidir. Ve O, en iyi duyandır, en iyi bilendir. Ve kim gayret gösterirse, ancak kendisi için gayret gösterir. Şüphesiz Allah, kesinlikle âlemlerden zengindir.

7.Ve inanan ve düzeltmeye yönelik işler yapan kimseler, onların kötülüklerini, elbette örteceğiz ve kesinlikle onlara yaptıklarının daha güzeli ile karşılık vereceğiz.

 

Ayrıca bu bilgileri bilmekte de yarar olacağını düşünüyorum. İstekuran.net sitesinden alıntı yaptım.

Tuğyan, ‘haddi aşma, zulüm, azgınlık, sapıklık, isyan, küfür’ de­mektir. (LİSAN)

Tuğyan kelimesi, tağâ [azdı, taştı, zulmetti] fiilinin mastarı olarak Kur’an’da dokuz yerde geçer. Ayrıca “haddi aşıp azgınlık yapan kişi ve topluluklar” manasında [tağ] altı yerde; insanları yoldan çıkaran, azdı­ran ‘şeytan’, ‘put’ ve ‘kâhin’ anlamında [tâğût] sekiz yerde geçer. Mas­tar ve diğer türevleriyle birlikte bu kelime Kur’an’da toplam otuz dokuz yerde zikredilir.

Tuğyan, insanın tabiatında vardır. Vahye kulağını tıkayan, kendi aklını yegâne rehber kabul ederek kendini beğenen bencil insan, bir de çok mal sahibi olup kendini ihtiyaçtan uzak görmeye başladı mı, tuğyan içine düşmüş olur.

İnsan, kendisinde istediğini yapabilecek bir güç, bilgi ve yetenek hissettiği zaman artık Allah’ı unutur; gerçek kudret, gerçek ilim, ger­çek dileme, gerçek güç ve irade sahibinin yalnızca Allah olduğunu aklından çıkarır. Bu durum insan için tuğyana açılan bir kapıdır; ar­tık dilediğini yapar, hak-hukuk ve sınır tanımaz. Allah’a ortak koş­maya, nefsini O’nun yerine geçirip hevâ ve heveslerinin peşinden gitmeye başlar. İşte bu hâl, tuğyan hâlidir ve bu tür insanlar da Kur’an’ın diliyle ‘tağî’dir.

Tuğyan’ın temelinde kibir ve bencillik yatar. Şeytanın da azgınlığının sebebi kibir ve bencillikti. Bu bakımdan Nisâ/51′de tâğût, şey­tanı [İblisi] da kapsamaktadır.

Tâğût, ‘azgın, sapık, kötülük ve sapıklık önderi, zorba, şeytan, put, puthâne, kâhin, sihirbaz, Allah’ın hükümlerine sırt çeviren kişi ve kuruluş’ anlamlarına gelir.

Tuğyan ile aynı kökten gelen tâğût kelimesi; ‘azgın, insanlara zorla hükmeden, kâfir, zorba kişi’yi ifade eder.

 

Allah, inananların yardımcı, yol gösterici, koruyucu yakınıdır; onları karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Kâfirlere; Allah’ın ilâhlığını, rabliğini bilerek reddedenkimselere gelince; onların yardımcı, yol gösterici, koruyucu yakınları tâğûttur ki kendilerini aydınlıktan karanlıklara çıkarır. Bunlar, cehennem ashâbıdır. Onlar, orada sürekli kalıcıdırlar. (Bakara/257)

Kesin olarak, inanmamakla emrolundukları tâğutu aralarında hakem yapmak isteyerek kendilerinin, sana indirilene ve senden önce indirilene inandıklarını ileri süren şu kişileri görmedin mi/hiç düşünmedin mi? Şeytan da onları uzak/geri dönülmez bir sapıklıkla sapıttırmak istiyor.(Nisâ/60

Sonuç olarak;

Bu kişiler ahirete inanmazlar. Adaleti gözetmezler. Tağutlaşmışlardır. Bunlara destek olanlar da yine onların yandaşları olmuşlardır. Fakat içlerinden samimi olanlara dönüş yolunu ayetler açıkça göstermiş. Dileyen öğüt alacaktır.

Rızkını helal yoldan kazananlara selam olsun!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir